14 Ekim 2010 Perşembe

Yapımcılığı yerinde öğrenin


Zeynep Özbatur Atakan’la tanışmamız bu haber vesilesiyle oldu. Özbatur’un yazın başından bu yana düzenlediği Yapımlab Atölyeleri hakkında exclusive bir röportaj yapmak için yola çıkmış ve ileriye devredecek bir tanışıklık oluşturmuştuk.

Yapımlab atölyesinden bir süre sonra Zeynep Özbatur Atakan’la yeni projeler için çalışmalara başladık.

Yeni sezon Türk sineması

Türk sineması bu yıl yine nicel açıdan hareketli. Önümüzdeki aylarda vizyon yüzü görecek Türk filmlerinin bir listesini çıkardım. Umut var mı, yok mu? İnceleyin bakalım.

Egoyan’dan aile çözümlemesi

Atom Egoyan’ın Chloe filmi bu yaz vizyona giren Avrupa esintili birkaç filmden biriydi. Egoyan Bunuelvari dokunuşlarını 2010 yılına taşımış.

Eleştiri yazım şurada

Atom Egoyan’dan aile çözümlemesi

Kanadalı Ermeni kökenli yönetmen Atom Egoyan’ın yeni filmi Chloe, tek çocuklu bir burjuva ailenin ortasına güm diye düşüveren bir hayat kadınıyla değişen hayatları diye özetlenebilir. Atom Egoyan, diğer filmlerinde hiç işlemediği bir konuyu, yine önceki filmlerinde işlemediği estetik tarzla kameraya alıyor.

Dışarıdan bakıldığında gıpta edilesi bir hayat yaşayan Catherine (Julian Moore), kocası David (Liam Neeson) ve oğulları Michael’ı (Max Thieriot) klasik bir burjuva ailesi temsili olarak filmin başında izleriz. Catherine şehrin göbeğinde “işlek” muayenehanesi olan bir jinekologdur. David de üniversitede sahne sanatları profesörüdür. Oğul Michael ise kendi deyimiyle iş olsun diye müzik okumaktadır. David’in yaş günü için sürpriz parti hazırlayan Catherine’nin planı David’in uçağı kaçırmasıyla alt üst olur. David sabah geldiğinde, Catherine cep telefonunda o geceyle ilgili bir kadından gelen mesajı görür. Ve kuşku tohumları Catherine’nin içine düşmüş olur.

Daha sonra arkadaşlarıyla çıktığı bir yemekte Chloe (Amanda Seyfried) adlı eskort kızla tanışan Catherine kocasını sınamak için Chloe ile anlaşır. Spoiler vermemek adına öyküyü uzatmadan şunu söyleyebilirim ki, filmdeki ana karakterlerin birbirleriyle ilişkileri sarmal bir hal alır.

Chloe, 2003 tarihli Nathalie (yön: Anna Fontaine) filminin yeniden çevrimi. Filmin öyküsü Nathalie ile birebir ilerliyor. Ama Egoyan’ın işleyişinde Luis Bunuel’in vuruşları da hâkim. En başından beri Egoyan, hikâyenin bir burjuva ailesine mensup olduğunu vurguluyor. Aile üyelerinin birbirlerine davranışlarından tutun da, ailenin evinin mimarlık kitaplarından fırlamışçasına modern tasarımlı havasına kadar. Oradan, kişilerin yaşadığı (Kanada muhtemelen) aşırı temiz ve reklam filmi stilizeliğindeki görselliğine kadar Egoyan burjuva yaşantıyı gözümüze sokuyor.

Karakterler arası aşk, cinsellik ve etkilenme ilişkileri de Egoyan’ın dokunuşlarını hissettiriyor. Hikâyenin asıl başladığı Chloe ile Catherine’nin tanıştığı sahnede ilişkiler arası geçişkenlik kendini ele veriyor. Chloe’nin “nasıl düştüğü” ve David’le olan ilişkilerini iğrenme ile zevk alma arası bir tonda dinleyen Catherine daha sonra, Chloe’nin cazibesine giriveriyor. Evliliğini kurtarmak, kocasının yaptıklarını açığa çıkartmak için yola çıkan Catherine, işler sarpa sarınca burjuva ailesini kurtarma refleksleri gösteriyor. Catherine, umutsuz bir karaktermişçesine olayların içine istemeden dâhil oluyor. Catherine’nin yönlendirme çabalarını Chloe bilinçli olarak, kocası ve oğlu da bilinçsiz olarak tersine çeviriyor. Catherine umutsuz ev kadını tamlamasının izdüşümü gibi.

Chloe ise femme fatale karakteri olarak sanki herkesi etkilemek için hikayeye dâhil olmuş. Kocaman yeşil gözleri, büyük (ve daima çıkık) dudaklarıyla hem karşısındaki karakterlere bakarken, hem de yüzünü seyirciye döndüğü sahnelerde hikayenin gidişatını bozmak için planlar yapar havada. Nereye savrulacağını, kiminle ilişkiye gireceğini ve daha önemlisi kiminle ilişkiye girmek istediğini seyircinin tahmin edememesi için elinden geleni yapıyor.

Gelelim filmin eksikliklerine. Orta karar bir yönetmenin ilk filmi olarak ilgi çekebilecek olan Chloe, Atom Egoyan imzası taşıyınca olumsuz bir anlam kazanıyor. Genel eğilim olarak yazar çizerler, Egoyan’ın bu filmle ne yapmaya çalıştığını anlamamış. Geçtiğimiz haftalarda gösterime giren Francois Ozon imzalı Le Refuge filminden de aynı hisle çıkmıştım. Belli bir çıtayı aşmış yönetmenlerin çektikleri, belki de kendi hayatlarına dair kafalarında olan sorunları çözme filmi Chloe de, Le Refuge de. İki yönetmen de kendi dokunuşlarını, bakış açılarını filme yedirmiş, fakat yönetmenin hayranlarının bir an durup düşünecekleri, yönetmenlerin filmografisine yedirmekte zorlanacakları bir gerçek.

13 Ekim 2010 Çarşamba

Objektijimden Theo Angelopoulous manzaraları









Usta yönetmen Theo Angelopoulous Adana Altın Koza Film Festivali'ne geldiğinde Antrakt olarak bir röportaj gerçekleştirdik. Röportaj Eda'dan, fotoğraflar da benden...

Asiye Dinçsoy'la söyleşi

Kazım Öz’ün Bahoz (Fırtına) filmindeki genç devrimci Kürt kızı karakteriyle farkını ortaya koyan ve bu filmdeki karakteriyle adeta özdeşleşen Asiye Dinçsoy’la bir söyleşi gerçekleştirdik. Bu röportaj aslında önümüzdeki sezon Saç (Tayfun Pirselimoğlu), Press (Sedat Yılmaz) ve Öfkeli Çılgınlık Karamsar Çile (Hatice Yakar) filmlerinde izleyeceğimiz Asiye Dinçsoy’u zoomlamak için bir bahane…

Buyrun söyleşimize...

Nazım Hikmet Akademisi ikinci yılında

Alternatif bir eğitim anlayışıyla yola çıkan Nazım Hikmet Akademisi ikinci senesinde İnan Temelkuran, Handan İpekçi gibi isimleri kadrosuna katarak yoluna devam ediyor. Edebiyat, siyaset, müzik ve sinema bölümleri olan Akademi’nin yöneticilerinden Çağrı Kınıkoğlu’yla internet üzerinden bir röportaj gerçekleştirdim. Tuna Erdem ve Fatih Özgüven’in kovulduğu İstanbul Bilgi Üniversitesi, hiçbir hocası kalmayan Marmara Üniversitesi, yıllardır tek bir atılım gerçekleştirememiş sinema televizyon bölümleri…

Nazım Hikmet Akademisi henüz ikinci yılında olmasına rağmen sinemayı anlamak isteyenler için önemli bir adres oldu.