YENİ TÜRKİYE SİNEMASI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YENİ TÜRKİYE SİNEMASI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ocak 2014 Cuma

Altın Portakal Röportajları

Bu sene ellincisi düzenlenen Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin Ulusal Yarışma bölümünde yer alan filmlerin yönetmenleri ile konuştuk.

Mavi Ring filminin yönetmeni Ömer Leventoğlu sanat anlayışını ve ilk filmini çekmenin zorluklarını anlattı. 

Kusursuzlar filmi hakkında filmin senaristi ve yapımcısı Emine Yıldırım ve yönetmeni Ramin Matin ile konuştuk.

Meryem filmini yönetmeni Atalay Taşdiken anlattı. 

Uzun Yol filmi hakkında yönetmeni Nihat Seven ile konuştuk.

Kısa filmleri ile tanıdığımız Ali Kemal Çınar ile ilk uzun metrajlı filmi Kısa Film/Kurte Film hakkında konuştuk.


6 Kasım 2013 Çarşamba

Genç Yönetmenler MAFM’da Konuştu

Mithat Alam Film Merkezi tarafından düzenlenen ve yılın öne çıkan genç yönetmenlerinin katılımıyla gerçekleşen Yeni Türkiye Sineması panellerinin beşincisi 30 Mart Çarşamba günü gerçekleştirildi. Erdem Tepegöz (Zerre), Ali Aydın (Küf) ve Deniz Akçay Katıksız’ın (Köksüz) katıldığı panelde, yönetmenler filmlerinin çıkış noktalarını ve film çekim süreçlerini aktardı.

5 Kasım 2013 Salı

Yeni Türkiye Belgeselcileri Anlatıyor

Mithat Alam Film Merkezi ve Doc İstanbul Belgesel Araştırmaları Merkezi işbirliğiyle düzenlenen Yeni Türkiye Belgeselleri panelinin dördüncüsü 29 Kasım Perşembe günü gerçekleştirildi. Haberimi okumak için tıklayın.

Yeni Sinemacılar İlk Filmlerini Anlattı

Yeni Türkiye Sineması panelinde Serkan Acar, Hasan Tolga Polat, Çiğdem Vitrinel ve Tayfur Aydın ilk filmlerini anlattı.

Yeni Türkiye Kısaları Paneli'nden İzlenimler

Mithat Alam Film Merkezinin artık gelenekselleşen panel dizilerinin bir ayağı olan Yeni Türkiye Kısaları panelinde Ceylan Özçelik, Çetin Baskın, Emre Akay ve Melis Bilgin'i dinledik.

27 Ağustos 2012 Pazartesi

“Filmim Benim İçin Varoluşsal Bir Yolculuk Oldu”

Bir sinema platformunun toplantısı için Ermenistan’a giden Mizgin Müjde Arslan orada Irak’taki mülteci kamplarında büyümüş insanlarla tanışır. Hiç aklında yokken bir anda yıllarca kampta kalmış babasını sorar tanıştığı bir kadına. Kadın, “Tanıyorum, o benim babam.” diye cevaplar. Manevi kızıdır, tabii ki. Babası küçük yaşta Kürt hareketine katılan Arslan için yıllarca içinde büyüttüğü babasını bulma mücadelesi tekrar alevlenir. “Ben Uçtum, Sen Kaldın” Mizgin Müjde Arslan’ın Mardin’deki köyünde, Irak’taki Mahmur Kampı’nda yaptığı görüşmelerden oluşan bir arayışın hikâyesi. Arslan’la hem kendi yolculuğu hem de filminin yolculuğu üzerine söyleştik.


"Dünyaya Bir Birey Getirmek Büyük Bir Sorumluluk"

İlk filmi Gökten Üç Elma Düştü ve televizyon ekranları için yaptığı birçok işle tanıdığımız Raşit Çelikezer’in ikinci uzun metraj filmi Can bu hafta gösterime girdi. Sundance Bağımsız Filmler Festivali’ne katılan ve ödül alan ilk Türk filmi olan Can, bir ailenin çocuk sahibi olma mücadelesini, anne-baba olmayı anlatıyor.Çelikezer’le sinema anlayışını konuştuk.




15 Nisan 2012 Pazar

“Mutlu sonlara inanan biri değilim”


Otuzuncu İstanbul Film Festivali’nde yönetmen ve senarist Tayfun Pirselimoğlu’na En İyi Film (Altın Lale) ve En İyi Yönetmen ödüllerini kazandıran Saç filmi nihayet gösterime girdi. Kısa filmografisine rağmen Türkiye sinemasında anlamlı bir yer edinen Tayfun Pirselimoğlu, Rıza (2006) ve Pus’un (2009) ardından Saç ile“Ölüm ve Vicdan Üçlemesi”ni tamamlamış oldu. İstanbul’un yoksullarının, kaybolmuşlarının kesif bir karamsarlık içinde anlatıldığı üçlemeyi daha iyi okuyabilmek açısından yönetmenle bir röportaj gerçekleştirdik. Pirselimoğlu üçlemede yaratılan İstanbul siluetini, kentin içinde yaşayıp yanımızda olduğu halde görülmeyenleri, ölümle ve vicdanla boğuşanları anlattı.

14 Ekim 2010 Perşembe

Yeni sezon Türk sineması

Türk sineması bu yıl yine nicel açıdan hareketli. Önümüzdeki aylarda vizyon yüzü görecek Türk filmlerinin bir listesini çıkardım. Umut var mı, yok mu? İnceleyin bakalım.

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Ömer Kavur'a Bakmanın Vaktidir


12 Mayıs 2010 usta yönetmen Ömer Kavur'un ölümünün beşinci yılı. Sadece yuvarlak sayı hesabı nedeniyle bir anma değil, bağımsız sinema Türkiye'de bu kadar güçlü bir şekilde tartışılırken bakmamız gereken kritik bir isim olduğu için Ömer Kavur.

Antrakt'a buyrun...

Ömer Kavur Sineması'nı tartışalım

Ömer Kavur 12 Mayıs 2005 yılında aramızdan ayrıldı. 2003'te gösterilen Karşılaşma'dan beri yeni bir Kavur filmi izleyemiyoruz. Türkiye'nin sayılı auteur yönetmenlerinden Kavur'un ölümünün beşinci yılı bu yıl. Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi da bu yıl mayıs ayında onun filmlerinin gösterimini yapıyor. Ama düşündüm de keşke bu yıl Tunaya'nın dışında Ömer Kavur'u tartışabileceğimiz ayrı bir platform da olsaydı. Basit bir 'tribute to' kalıbının içinde değil. Kavur'un Türkiye'deki genç sinemacı kuşağı için anlamı üzerine.

Bu meseleyi açmak istiyorum. Bu sinema sezonunun başından beri Özcan Alper, Hüseyin Karabey, İnan Temelkuran gibi isimleri dahil edebileceğimiz genç yönetmenler kuşağını tartışıyoruz. Tabi bu yönetmen kuşağının Özcan Alper'in deyişiyle film çekmekten ziyade 'sinema yapmayı' kafaya takmaları da önemli bir etken. Türkiye'nin yeni yönetmen kuşağı filmlerini çekip bırakmıyor, o filmlerin seyirci tarafından alımlanması sürecine de müdahil oluyorlar. Alper'in şehir şehir, üniversite üniversite dolaşması, filmlerinin gösterimlerini örgütlemesi, gösterim sonrası tartışmalara katılması 'sinema yapma'nın en güzel örneğiydi. Bağımsız sinemacılar uzun süredir güçlerini birleştirmenin yollarını da arıyordu. Merkez medyanın vasat sinema anlayışının dışında filmlerini tanıtmak için, artık çoğunluğu büyük sermayenin elinde olan sinema salonlarında gösterim olanaklarını artırmak için bir araya geliyorlardı. Bunun meyvesini de geçen haftalarda gerçekleştirilen Yeni Sinema Hareketi gösterimleriyle topladılar.

Bağımsız sinemanın anlatım dili tartışılırken, yeni bir dağıtım ağı kurulmaya çalışılırken, siyasal sinemanın dili gelişirken Ömer Kavur neden tartışılmıyor peki? Bence şu an Kavur'u tartışmanın tam vaktidir. Kavur 70'lerde Yeşilçam'ın dışında filmler çekmeyi başarabilmiş bir yönetmen. Herkesin alaylı yetiştiği dönemde, mektepli dilini çok iyi kullanabilmiş bir yönetmen. 80 sonrasında da tüm kötü koşullara rağmen filmlerini çekebilmiş, bugünkü kadar olmasa da yoğun dağıtım sorunlarıyla karşılaşmış, ama buna rağmen kendi seyirci kitlesini yaratmış bir yönetmen.

Ömer Kavur, Şükran Kuyucak Esen'in hazırladığı Sinemamızda Bir Auteur: Ömer Kavur kitabındaki röportajında Yusuf ile Kenan'ın piyasa koşulları dışında çekilmesi üzerine şunları diyor: Yeşilçam içinde değil Yeşilçam dışı bir yapım. Her ne kadar Yeşilçam çalışanlarından yararlandıysa da ortaya çıkış şekli farklıydı. Ve dağıtım şekli de farklıydı. Yani yabancı filmlerin oynatıldığı sinemalarda gösterildi.

Şu an çok farklı bir konjonktürde sinemamız. Yeşilçam gibi ağır bir hegemonik güç yok. Ama bunun kötü etkisi de ülkede bir sinema sanayisi olmaması. Kavur zamanında sinemalar sermayenin elinde değildi ama o zaman yine aynı şekilde sinema işletmecilerinin para kazanma derdi vardı. Bunların dışındaki farklılıkları da sayabiliriz ama meselemiz aynı. Bütün olumsuz şartlara rağmen filmlerini çekip kendi seyirci kitleni yaratmak. Yani sinema yapmak. Ömer Kavur bunu başardı. Ve şu an yeni Türkiye sineması tartışılırken bakmamız gereken önemli bir örnek Ömer Kavur.